İnci Aral Sözleri

”Nasıl oluyor da insan, yaşamına onca güzellik katmış birini günün birinde bu kadar anlamsız bulabiliyor?”

”Yazmak bir yıkım ve ardından gelen devrimdir.”

”Geçmişte bıraktığım bu adam değil. Bu bir başkası. Ben onu boşu boşuna sevmiş ve yoktan var etmişim. Çoğaltmış, yüceltmiş, sevgime değer bulmak için olduğundan daha büyük ve önemli kılmışım.”

”Boş bir sayfayı doldurmaya nerden başlanır, derin bir kırığın hangi ince çatlağından?”

”Şarkılar, duyguları ifade etmenin en kolay yoludur. Kimseyi incitmezler. İstemeyen üstüne alınmaz.”

”Evlenmek, iki insanı birbirine uydurmak için üst üste koyup ütülemek gibi zorlama bir iş.”

”Yanlış yaşadım. En azından eksik bir hayattı benimki. Kendimi küçük şeylerin çekiciliğine, rahata bıraktım, çok zaman kaybettim. Geçirdiğim zamanın hiç değilse yarısını bir bitki gibi, bütün bağlardan, düşüncelerden, küçük kaygılar, kötülükler, kurallar, anlamsız hırs ve ilişkilerden uzakta yaşayabilmem gerekirdi.”

”Belki de yazmak dünyadan, olduğun yerden uzaklaşmanın en kestirme yolu…”

”Konuşmaktan kaçınıyoruz. Aramızda söylenmeden bilinen sözcüklerle kurulmuş bir köprü var ve konuşursak belki dağılırız.”

”Zaman ağır aksak geçiyor. Bomboş ve anlamsız. Gene o yabanıllık duygusu yapışıyor yakama. O baş edilmez umutsuzluk ve kaçış isteği. İçimden kuşlar göçüyor.”

”Çünkü insan asıl yitirdiğinde severdi elindekini, O zaman anlardı önemini o insanın, yanı başında dururken değil.”

”Sevmek çok kolaydır. Elbette seviyorum seni. Önemli olan sürdürebilmek. Alışkanlıkların, sıradanlıkların bizi teslim almasına izin verip bunalmamak….”

”İşte hayat adım adım ilerliyor, her adımda beklenmedik bir şeylerle karşılaşıyor insan. Bazen çıkış yolları kapanıyor, her şey sıkışıp kalmışken o yollar yeniden genişliyor. Yola devam edebilmek için dayanıklı olmak, zorluklarla boğuşmak, kendi gücüne inanmak, bazen de geri çekilmek gerekiyor.”

”Hiçbir erkek, kadınların sandığı kadar dayanıklı ve güçlü değildir.”

”Zaman tozdur, kirdir, nemdir, eskimişliktir, yenilgidir. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım koruyamayız kendimizi ve nesneleri ondan. Boşuna o toz bezleri, fırçalar, paspaslar, cilalar, saç boyaları, kozmetikler.”

”Bölüşmemiz gerekenleri bölüşemiyoruz. Uyum sağlayamadığımız, hızla akıp giden zamana uyduramıyoruz aramızdaki bağı. Sevgiyi de acılarımızı da ayrı ayrı yaşıyoruz. Bundan hırçınlığımız bence.”

”Unutmak; bir mezar kazmak, unutulması gerekenleri oraya gömmek ve üstüne işaret koymamaktır…”

”Yeniden genç olabilse keşke. Zamanın bu kadar çabuk geçişi, insan hayatının böylesine kısa oluşu haksızlıktı. İnsan, hele bir de kadınsa nasıl yaşaması gerektiği öğrenmiş olduğunda iş işten geçmiş oluyordu. Nasıl seveceğini bildiğinde akşam oluyordu…”

”İnsan yanlış yerden hayata başlamışsa, neyi tutsa elinde kalıyordu.”

”Ben yaşamıma karışmış tüm erkekleri, hepsini sevdim. Sevgiler yordu beni.Bir yaz yağmurunun altında gökyüzüyle yıkanan ağaçları sevdim.Kelebek kanatlarındaki benekleri.Güne açılan pencereleri. Bütün hayvanları ve en çok kedileri.”

”Cesur ve kırılgan biri için yalnızlık kendine sadakatin bir başka biçimi ve biraz hüzünlü de olsa daha dayanıklı bir şeydi.”

”Sessizlik insancıldır. Sessizlik insanın ayak basılmamış bölgesidir.”

”İnsanlar rastgele evlilikler, rastgele çocuklar yapmaktan, rastgele düzenler kurmaktan kurtaramıyorlardı kendilerini. Önlerine çıkan ilk kadın ya da erkeği kendileri için yaratılmış sanma aptallığından vazgeçemiyorlar, sabırsızca düzen sanılan düzensizliklere atılıyorlardı.”

”Geçip giden sevgilidir. Ama aşk peri masalı gibi zamanın içinde bir yerlerde durur ve hep seni bekler. Masalın iyi ya da kötü bitmesi önemli değildir. Masal masaldır.”

”Artık sevdiğim erkeğe telefon edip etmemek arasında bocaladığım tedirginlik anları yok; sözcüklerin binbir anlam taşıyan tutkulu tınısı, kuşkunun yakıcı gelgitleri yok; durmadan saate bakarak bir yerlerde beni bekleyen hiç kimse yok; suçlamalar, anlayışsızlık ve çaresizlik yok; olanaksız aşklar üzerine yazılmış şiirler, yürek burkan şarkılar yok…”




”Ara sıra başını kaldırıp yıldızlara bakarak kendini evrenin bilinmezliği içinde sabit bir noktada yerleşik ama bağımsız hissetmek ne kadar güzeldi…”

”Sanırım sezgimin kökeninde uzun süren bir hazırlık vardı. Ruhsal hazırlık. Bir gün yazar olacağım ama henüz yeterli olgunlukta değilim. Görkemli bir hayal. Yüceltilmiş bir uğraş ki önce ona layık olmayı kuruyorum. Bir gün yazar olacağım. Soyut bir düşünce, evet. Dahası olamama ihtimali de yüksek. Bu yüzden kimseye söz etmiyorum, özenle saklıyorum niyetimi.”

”Yaşamak tasarlanmış ve ertelenmiş bütün ölümlerdir belki de.”

”Uyum dediğin nedir? Çaresiz bir uzlaşma ve vazgeçiş.Evcilleşme ve sinme. Asıl sorun ne biliyor musun? Birinin ötekini, kayıtsız şartsız sahiplenmeyi hak görmesi…”

”Derin bir çukur kazıp bana acı veren her şeyi ve onu gömmek, üstünü örtmek ve bu mezara işaret koymamak demekti unutmak. Gerisi boşluk.”

”Duygularımı seninle bölüşebilmeyi ne kadar isterdim, eğer biraz cesaret verebilseydin bana. Hayatımda hem var hem yoksun. Bu öyle dayanılmaz bir ikilem ki…”

”Özlerken daha iyi tanırsın sevdiğini. Henüz gerçekleşmemiş bir düş gibi. Sözü verilmiş bir sevinç, uzun sürmüş bir ölüm gibi… Özlem beklemektir. Çaresi yoktur bunun…”

”Hayal kırıklığına uğramış gibisiniz. Aşk çoğunlukla hayal kırıklığıyla biter.”

”İnsanın dünyayı doğru algılamak için sevgiye ihtiyacı vardı. Yalnızların, kendi köşelerinden göremeyecekleri yüzleri vardı hayatın. Düşlerin gerçekliğinden emin olamamak da bununla ilgiliydi: Düşlerin tanığı yoktu.”

”Herkes ağlayacak bir göğüs istiyordu ama kimse o göğüs olmayı göze alamıyordu.”

”Yanlışlıklar, yenilgiler geçiyor aklından. Leş kokan kasap dükkanlarına asılmış yapışkan sinek tuzakları, lambalara yapışmış pervaneler geçiyor. Görmeden bakıyor onu buralara getiren adama. Bakışları karşılaşmıyor artık.”

”Harcanmış bir güzellik, savrulmuş bir hayat. Aşk bu derece sakatlayabilir mi insanı?”

”Aşk ve cinsellik konularında kural koymaya kalkışmak bönlüğün dik âlâsıydı!”

”Benim için ait olmak, katkıda bulunmak ve paylaşmak önemli. Oysa sen ucu kırık bir kalem gibisin. Seninle yazamam.”

”Seni tahmin edemeyeceğin kadar büyük bir acıyla seviyorum…”

”Belleğimde renksiz, kokusuz, beneksiz, düz alan zamanlar oluştu sonradan. Yasak bölgeler. Gri boşluklar. Örneğin, kuşsuz bir orman. Yağmursuz kalmış bir gökkuşağı. Belleğim anılar mezarlığı.”

”Nasıl oluyor da insan, yaşamına onca güzellik katmış birini günün birinde bu kadar anlamsız bulabiliyor.”

”Rüyalar çoğu zaman gerçekten daha gerçektirler çünkü. İnsanın en karmaşık, en dokunulmamış eğilim, arzu ve kaygılarını ortaya koyarlardı; bozulup eğrilmemiş, törpülenip yavanlaşmamış derin içselliğini. Kalıpların, yasakların içinde kenetlenen, bastırılan duyguların, denetim ortadan kalktığında sere serpe ortaya dökülen gündelik tutanaklarıydı onlar.”

”Erkekler pek seviyorlardı gözü açılmadık bir kızdan kendilerine uygun bir kadın yaratmayı. Ama çoğu kez başaramıyorlardı bunu. Kumandayı ele alayım derken teslim olmak zorunda kalıyorlardı.”

”Kendi toprağında ölmek, boş söz değildi.”

”O gün ruhumda bir gedik açıldı. Bütünlüğüm parçalandı. Bir daha hiçbir zaman tam hissedemedim kendimi.”

”Nasıl görünüyorum başkalarına? Soğuk, sevimsiz, kendini beğenmiş ya da çekingen ve sinik mi? Önemi yok? Aslında o kadar kötü biri değilim. Onların ilkesi, ne olursa olsun iyi ve mutluymuş izlenimi bırakmak. Oysa bu gereksiz bir yorgunluk ve aşırı alçakgönüllülük olarak görünüyor bana.”

”Aslında, yaşandığı süreçte insana tuhaf ve korkunç gelen şeyler bile, güvenli bir uzaklıktan bakıldığında yabansı bir dekor gibi görünüyor.”

”İnsanı anlayabilmek için en derin yerlerine kadar kazımak gerekiyordu. Kazımak, kazımak ve kazımak…”

”Ökseye düşmüş kuş gibi hissediyorum kendimi. Değiştiremeyeceğim şeyleri değiştirmeye çalışmam gerektiğini düşünmekten, boş yere kanat çırpmaktan tükendim.”

”Unutmak bir mezar kazmak, unutulması gerekenleri oraya gömmek ve üstüne işaret koymamaktır.”

”Kötü kalplilerden, yalancı, çıkarcı, paragöz, lafazan ama boş kafalılardan, ya da kafası yalnızca kurnazlığa işleyenlerden uzak durmayı düşe kalka öğrendim. Övüngenlere kayıtsız kalmayı, sahte aşklara tepeden bakmayı, içtenliğimi kötüye kullanmaya kalkışanları reddetmeyi kendime, kalbime sadık kalarak başardım.”

”Yalnızlık, insanın dış kabuğunu kalınlaştırıyor. Dünyadan gizlenen iç ise zayıf ve kırılgan kalıyor. Maskemi indirdiğimde ya da kendi kendimle kaldığımda güçlülük sandığım inat ve özgüven bir an da paramparça olabiliyor.”

”Biz taraftık. Kazananı olmayan bir savaşta birlikte battık.”

”Sonra bir gün orta yaşa varıyorsun ve açabileceğin kapıların hiçbirini açmamış olduğunu fark ediyorsun. Yani bir sabah içinde bir yoksunlukla, unuttuğunu sandığın ama yalnızca uykuya bırakmış olduğunu fark ettiğin bir yığın özlemle uyanıyorsun..”

‘Zaman içinde yaşadığımız bir akarsudur, bizi alıp ya ileriye doğru götürür ya da boğup öldürür.”

”Kırılacak, çok değerli bir şeyin ta yukarıdan yere bırakılıvermesi ve ayaklarının dibinde patlayıp dağılması. Kaybetmek, dehşet. En acısı, eğer kendi bedeninden hayat verdiğin bir insansa bu, acın sonsuza kadar sürecek bir parçalanma duygusuna dönüşüyordu.”

”Herkes ağlayacak bir göğüs istiyordu ama kimse o göğüs olmayı göze alamıyordu.”

”Acıyan bir yerlerim olup olmadığını anlamak ister gibi yokluyorum içimi. Hiçbir sızı yok. Geçmişin ağırlığı yok üstümde. Yolunca yordamınca unutmuşum unutulması gerekenleri.”

”Aşk kendi kendini yaratıp sürdürüyor. Yaşanmadan yatışmıyor, susmuyor.”

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir