Ahmet Büke Sözleri

0
3229
Ahmet Büke Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Ahmet Büke Sözleri, Ahmet Büke Alıntıları, Ahmet Büke Sözleri ve Alıntıları, En Güzel Ahmet Büke Sözleri, En Güzel Ahmet Büke Sözleri ve Alıntıları, Ahmet Büke Kitap Alıntıları, Ahmet Büke Kısa Alıntıları, Kısa Ahmet Büke Alıntıları, Kitap Alıntıları


Güzel sözler sitemizde bu sayfamızı yazarlarımızdan Ahmet Büke sözleri ve alıntılarına ayırdık. Sayfamızda yer alan birbirinden güzel sözlerden beğendiklerini sosyal medya hesabınızda yayımlayabilir, mesaj yoluyla sevdiklerinize iletebilirsiniz. Yorum bölümünden bizlere iletebilirsiniz.


AHMET BÜKE SÖZLERİ ve ALINTILARI

Hayat beni şaşırtmıyor.

Evler insanların kalesidir.

Her şey değişince ölüyor insan.




Bak efem, bu hayat çok fenadır…

Bilmek başka bir görmek haliymiş.

Galiba hayat önce koku ile var olmuş.

Öykücü öyküsünde ölür, anlattıkları kalır.

Bir adamın duruşuna değil bakışlarına inan.

Ne büyük günah! Kutsal yiyecek zincirini kırmak.

Evrende manasız bir toz zerreciği bile havalanmaz.

Annem: Bütün anneler gibi bu dünyada adalet istiyor.

Edebiyat, insanın ve doğanın acıyan, sızlayan yerindedir.

Ne mutsuzum ne de mutlu. Tam arada bir yer keşfettim.




Şunu unutma çocuk hiçbir şey göründüğü gibi değildir be.

Nedeni belli olmayan değişim büsbütün rahatsızlık vericidir.

Mavi inatçıdır, aynı bahar gibi. İkisi de dövüşerek gelir ve gider.

Herkes girmiş. Her şeyi sığdırmışlar. Bir annemi almamış dünya.

Düşülen notlar ölenle ölmez. O yüzden defterleri okur dururdum.

Yara yaraya benzedikçe kabuk tutar. O zaman insan insana iyi gelir.

Yıldızları izledim.  Çok uzaktılar. Herkesten ve hepimizden uzaktılar.

Hayat kapıya tek bir umudun gelme ihtimaliyle sürüp gidebiliyor bazen.

Neymiş suçu? Şimdi suçlu suçsuz arayan mı var? Kaptıklarını götürüyorlar.

Doğduğun yer artık yoksa, öleceğin yer de seni kabul etmiyor, bunu belledik.




Bak huzur istiyorum ben! Şu sıçtığımın şehrinde kafamı dinlediğim tek yer burası

Bazı şeylerin yalanlanması, vazonun kırılması gibidir. Bir daha asla eskisi gibi olmaz.

Aşağıda her gün bir öncesinin tekrar gibi akan hayat aslında göründüğü gibi değildir.

Sabah o güzelim kadın kokusu sonbaharın inatçılığına rağmen şehrin üzerinde dolanmaya başladı.

Annelerin acısını bilse insan; yani etinde bir saniye hissetse,  kimse kimsenin canını yakamaz.

Peki neden geceyi fayansların altındaki yuvasında değil de çiçeğin dibindeki toprakta geçirmişti?

Evimiz sır küpümüz değil midir? Açlığımızı ve suçlarımızı oraya gömeriz. Kabarıp taşana kadar mayalanırlar orada.

Alacağı yol uzadıkça etkisini kaybeden rüzgâr, koridorun sonundaki metal sehpaya ve üzerindeki çiçeğe ulaşamadı.

Tam o anda, bu değişimin olduğu yere çok yakın olan kapı çekildi. Merdivenlerden aşağıya acele topuk sesleri hızla indi.

Yahu benim babam öldü, haberin var mı senin? Gözlerimin önünde hem de. Zorla soktular odaya beni. Gülümsüyor sandım.

Her evin kendine özgü kokusundan dokunmuş zırhı vardır. İç içe geçmiş dikenli pullardan oluşan bu engelin ardında yumuşak doku başlar.

Dedem sustu. “Herkesin bir sırrı vardır işte bu hayatta,” dedi. “Hatta bazen kendisi bile bilmez bunu.Günün birinde öğrenir. Ya da bilmeden ölür gider.

Mesela diyelim güneşin daha kötü doğduğu günlerden biriydi. Ben tenekeli mahalleye bakan yolda bekliyorum. Bir kaç evin sobası tüttü. Dert mi yanar, eski nalınlar mı?

Bence kork! Yaşarken insanın işine yarayacak en güçlü his korkmak çünkü. Korkarsan, hele de onsuz ne yaparım, endişesi sararsa içini, işte o zaman bir umudun vardır.

Kapı kanadının geriye ittiği hava evin koridorunda belli belirsiz esti. Güneşin hattında uzanan terliğin tüyleri dalgalandı. Rüzgârdaki parfüm kokusuna bulandı ortalık.

Herkes bilir ki savaş biter. Herkes bilir ki iyi çocuklar mağluptur. Herkes bilir ki kavga değişmez. Fakir fakirdir, zengin daha da zengin. Bu böyle sürer gider. Herkes bunu bilir.

Sizin hiç arkadaşınız, dostunuz boş bir çuval gibi yanınızdan sürüklenip götürüldü mü? Hayat o zaman, bira şişesinin dar boğazından gelen kokuya benziyor.  Acımsı ve yanık.

Buzdolabı. İnsanlık için büyük adım. Ortalık cehennem gibi yanarken, evin köşesinde, hadi mutfağın en mühim noktasında diyelim, içi üşüyen bir varlık. Üstelik kapağı açılmadan bu sırrını kimseye vermiyor.

Bacaklarına sarılırdım. Eğilir öperdi alnımdan. Yanağımdan öpse, yağmur yağacak gibi gelirdi. Yağmur gelmezdi. Göl hafiften dalgalanırdı uzaktan. O zamandan başlamış kendi içine çekilmeye. Anlamadık ama hiçbirimiz.

Allah da sizi güldürsün” dedi babam rakısına buz katarken balkonda. Kadehten iki damla sıçradı muşamba örtüsüne. Kimseler bakmazken parmağımı dokundurup emdim. Annem kızartmanın üzerine domates sosunu döktü içeride. Kokusu içime doldu.

Şimdi şunda anlaşalım: Vapurlar hüzünlü olmaz. İçindekiler hüzünlü olur. Ya da içlerinden birisi o kadar ağır bakar ki hayata, keder ağır bir bulut gibi kendini ortaya koyar ve tahta oturma sıralarından yalancı direğin en tepesine kadar kirli beyaza keser kız.

Bahar güzeldir. İnatçı bir kuş gibi çamurdan yuva yapar. Kediler umutlanır: Açlık daha azdır. Sinekler örgütlenir: Kan pıhtılaşmaz. Ölen balıkların yerini hemen yenilerini alır. Saflar sıklaştırılır. Çürüyen kuyrukların ve dağılan kılçıkların arasına tutunan yumurtalar, yosunların iniltileri arasında çatlar. Hayat inat eder.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.