Ayşe Kulin Sözleri

0
2273
Ayşe Kulin Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Ayşe Kulin Sözleri, Ayşe Kulin Sözleri ve Alıntıları, En Güzel Ayşe Kulin Sözleri, Ayşe Kulin Kitap Alıntıları, Ayşe Kulin En Güzel Sözleri, Ayşe Kulin Sözleri Facebook, Ayşe Kulin Sözleri 2020, Ayşe Kulin Sözleri Yeni


Güzel sözler sitemizin bu sayfasında Türk gazeteci ve yazar olan Ayşe Kulin’in sözlerine  yer vermeye çalıştık. Sayfamızda yer alan sözlerden beğendiklerinizi  sosyal medya hesabınızdan paylaşabilir, sevdiklerinize sms yoluyla ulaştırabilirsiniz.


AYŞE KULİN SÖZLERİ

Hayat, akan bir sudur.

Her karar bir sorumluluktur.

Kimse iyilikten anlamıyordu.




Her sevginin içeriği başkadır.

Bir atımlık kurşun gibidir hayat.

Acılar bile, özgür ortamlarda çekilmeliydi.

Herkesin yazgısını yazan bir kalem vardır.

Dünya, erkek arayan dişi piranalarla dolu.

Bir insan aynı ömrü iki kez yaşayabilir mi?

Acılar bile özgür ortamlarda çekilmeliydi.

Hayat gürül gürül akan bulanık bir dere gibidir.

Güzellik diye bir kavram yok, sadece gençlik var.

İnsanın ölümü yaşama tercih ettiği anlar oluyor.




Güzel bir kızın ihtiyacı olan tek şey; Çirkin şansı’dır.

Bir gün biri çıkar karşına ve sen gidene şükredersin.

Hocam bizlere Allah korkusu değil, Allah sevgisi aşılamıştı.

Hayat akan bir sudur ama bazen berrak, bazen bulanık akar.

Kadınların görevi kutsal analık ve eşlik vazifesini ifa etmekti.

İnsanlar mutlu değillerse, iyileşmeleri de mümkün olamıyor.

İnsanoğlu, kaçma olanağı olmadığını bile bile korkar ölümden.

Hayal varsa, gerçek de vardır. Hayali kurulmayan, gerçek olur mu hiç.

Umut, yeniden umut! Her yeni can bir umuttu. Her yeni gün bir umuttu.

Savaş insana her şeyi öğretir. Bir de barış içinde yaşamayı öğretse keşke.




Siz uyursunuz bütün gece, ben bir ilmik daha atarım gecelerden gecelere.

İnsan derin bir yalnızlığa düşünce, tek tesellisi etrafındaki görüntü oluyor.

Fırından yeni çıkmış ekmek gibidir yeni basılmış kitap. İştah açıcı, mis kokulu.

Mesai saatinden sonra rahatsız edilmekten korkanlar, asla doktor olmamalıdır.

Ters giden bir şeyler varken, hayat yolundaymış gibi nereye kadar yaşanabilir?

Dünya sizin yüreğinizde sakladığınız sorunlarla heba edilmeyecek kadar güzel.

İnsan ruhunda aklınıza hiç gelmeyecek teferruatlar dahi iz bırakabilir efendim.

Ayşe Kulin Sözleriİnsanlar sevdikleri veya mukaddes addettikleri kimselerin kusurlarına karşı kör olur.

Dünyanın en güzel hissi, birinin yüzündeki gülümsemenin sebebi olduğunu bilmektir.

Sanki dünya liderlerinin vicdanına giden tek yol, televizyon ekranlarından geçiyordu.

Acılar sabırsızdır, kolayca eskirler sanırdım, bir türlü almıyor aklım nasılda yanılmışım.

İnsan başına gelmeden bilemiyor ama her musibet, dayanma gücüyle birlikte geliyor.

Bu dünyada yaşayan herkesin hayatı bir romandı, eğer anlatan iyi bir dinleyici bulduysa.

Bir dönme dolap gibidir kader çizgisi ailemde, bir iner, bir çıkar ve hep aynı yerde durur.

Bir kızın en sevdiği şarkıyı iyi dinleyin, çünkü orda tüm söylemeye korktuğu şeyler gizlidir.

Ben de hatırlamak, düşünmek ve bilmek istemiyorum artık. Bazen en iyi tedavi unutmaktır.

Benim hayattaki en büyük başarım, çocuklarımın yüreklerine birbirleri için serptiğim sevgi oldu.

Kaderci olmak doğru olmayabilirdi ama insanın durumunu kabullenmesine yardımı oluyordu.

Dinleyebilme; başkalarını anlayabilmek ve kalpleri kazanmak hususunda en kudretli anahtardır.

Koskoca yeryüzünde insanoğlunun birbirine eziyet etmeden yaşayacağı bir köşe bulunamaz mı acaba?

Fırından yeni çıkmış ekmek gibidir yeni basılmış kitap. İştah açıcı, mis kokulu. İnsanın yiyesi gelir.

Adalet sadece iddialı bir kadın adıydı ülkemizde, tıpkı ‘Vefa’nın da sadece bir semt adı olması gibi!

Uyumak iyiydi çünkü bir nevi ölüm gibiydi uyku. Dünyayla irtibatı kesmekti, unutmaktı, rüyalara sığınmaktı.

Gözlerimi yumdum. Hiç ama hiç açmadım gözlerimi. Sanki ben görmezsem, yaşadıklarım yaşanmamış olacaktı.

Mantıksızlık ve inat erkeklere mahsustur. Biz kadınlar akıllı olmak zorundayız ki, o sivri akıllı erkekleri idare edelim.

Hayat ona, hazır sular akarken elleri yıkamanın akıllıca bir iş olduğunu pek çok tecrübeyle öğretmiş bulunuyordu.

Mantıksızlık ve inat erkeklere mahsustur. Biz kadınlar akıllı olmak zorundayız ki, o sivri akıllı erkekleri idare edelim.

Aynı yolun yolcularıyız; benim gibi, derin , dipsiz ve karanlık bir kuyuda yaşıyor o da. Onu kuyusuna kim itti acaba?

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum. Yoksa böyle olduğum da mı gelir bahar. Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var.

İnsanlar kaldıramayacakları acıları hatırlamak istemedikleri zaman, bilinçaltına itiyorlar, hiç olmamış gibi yapabiliyorlar.

Tuhaf bir mahluktu insanoğlu. Belki en büyük gücü, başka çıkar yol olmadığını hissettiğinde, araziye uyum sağlamasıydı.

Bir yanardağ sadece kendi yüreğinde patlayıp sönmüştü ve söndüğünde külleri sadece onun gönlünü mezara çevirmişti.

Çünkü insanlar kendilerine çok acı veren olayları hatırlamak istemezler, beyin de zaman içinde bunların üstüne bir örtü örter.

Belleğimin bir yerinde, hayatın bir zamanlar belki çok daha zor ama çok daha keyifli olduğuna dair bir bilgi kırıntısı var gibi.

Yaşam bal gibi bilinip de bilinmezliğe gelinenin peşinde, gerçekle düşün, hayatla ölümün arasında gerilmiş çok ince bir ipte yürümekti.

Hayat dediğiniz nedir ki? Hepimiz eninde sonunda ölecek değil miyiz? Bari yaşam süremizi şerefli emellerle dolduralım da, yaşadığımıza değsin.

Kimseyi kırmamak, üzmemek şartıyla, her şeyi dene. Bir gün çekip giderken, geride ne aklın kalsın, ne de senin yüzünden kırılmış bir yürek.

Ölümün nasıl geldiği her nedense pek önemlidir geri kalanlara. En ince ayrıntıya kadar sorulur,en ince ayrıntıya kadar anlatılır. Düşünce, sessiz sözdür.

Boğazında neden oraya gelip oturduğunu bilmediği bir düğüm, göz pınarlarına neden biriktiğini bilmediği yaşlarla evinin sokağına saptı, yüreği sıkışarak.

Ölüm uzaktayken korkutmuyordu insanı. Ama tam karşınızda durup gözlerinizin içine baktığında, hemen kurtulmanız gereken amansız bir düşmana dönüşüyordu.

Ölüm gibi bir şey hayata küsmek. Hatta ölümde bir başka hayata geçiş umudu bile taşıyabiliyor insan, yaşarken yaşamdan vazgeçmek. Üstesinden gelinir gibi değil.

Dinimiz bir yandan intiharı lanetler, bir yandan da ölümün insanı rahmete, huzura kavuşturan bir düğün gecesi olduğunu yüreğimize kazır! Ölümü özendirir! Özletir!

Belki de bu toprağın kadınlarının, Penelope’den bugüne ortak bir kader çizgisi vardı. Hep kocalarını beklemeye ve bekleye bekleye solmaya, ihtiyar olmaya mahkum edilmişlerdi.

Ne yazık ki, bizler ego çingeneleriydik. Vaktimizden ve kendimizden başka her şeyi vermeye hazırdık da, bir anlık zaman, bir yudum ilgi nedense çok zor kopuyordu dağarcığımızdan.

Ne de olsa, itibarın büyük önem taşıdığı bir toplumda, kocasız olmamıza rağmen dişimiz, tırnağımızla çalışarak saygınlık kazanmış iki kadındık annemle ben. Zaaf göstermeyi sevmezdik.

Hep aynı hatta gidip gelen bir kara trendim artık, ne mutlu ne de mutsuz! Herhangi biriydim, beklentisi, amacı, hayali olmayan. Sokaklarda mevsimleri, ağaçları, kuşları görmeden telaşla yürüyen binlerce kişiden biriydim ben.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.