Elif Şafak Sözleri

0
2106
Elif Şafak Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Elif Şafak Sözleri, Elif Şafak Alıntıları, Elif Şafak En Güzel Sözlri, Elif Şafak Aşk Sözleri, Elif Şafak Kısa Sözleri, Elif Şafak En Güzel Sözleri, Etkileyici Elif Şafak Sözleri, Anlamlı Elif Şafak Sözleri


Güzel sözleri derlediğimiz sitemizde sayfamızı Elif Şafak sözleri ve alıntılarına ayırdık. Sayfamızda yer alan sözleri sosyal medya hesaplarınızda yayımlayabilir, mesaj yoluyla sevdiklerinize iletebilirsiniz.


ELİF ŞAFAK SÖZLERİ ve ALINTILARI

Ne varsa harap bir kalpte var!

Merhamet hak edene gösterilir.

Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Özgürlük çıkış kapılarının gümüşi aralığında.




Ya aşkı öğret bana, ya da aşkın yokluğuna üzülmemeyi.

Her insan huzur verir.. Kimileri gelince, kimileri gidince.

Zira gayet iyi bilirdi ki, kadınlar en çok birbirlerine düşmandı.

Bir insana sırrınızı verdiğinizde, özgürlüğünüzü de verirsiniz.

En zoru da; Yüreğinde söyleyemeyeceğin sözlerin kalmasıdır…

Ne kadar silersen sil ya yırtılır defterin. Yada izi kalır cümlelerin.

Hava soğuyunca değil, yüreği soğuyunca başlarmış insanın kışı.

Yarın ne getirir hiç bilmeyiz ama her yeni güne umutla başlarız.

Yabancı, isminin bir ya da birçok bölümü gölgede kalan insandır.

Ancak ölürsek ayrılırız demiştin. Söyle hangimiz öldü şimdi sevgili?

Seveceksen öylece sev. Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.

Gökten aşk yağdığını bilsem, sen gelene kadar hiç birini tutmam sevgili.

Yaşadığın hayatı sevmek için bir nedenin yoksa, seviyormuş gibi yapma.

Kitap hâlâ kutsal benim için… Kelime hâlâ mühim ve harf hâlâ muamma.





Yaşadıkça düzelmiyordu hayat, tıpkı yaşlanmakla büyümediği gibi kişinin…

Ya tam ortasındasındır aşkın, merkezinde; Ya da dışındasındır; hasretinde.

Güzel günlüklerim vardı. Bir de, asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim.

Sanki içimde başkalarından değil de, esas benden gizlenen bir sır taşımaktayım.

Güzel günlüklerim vardı. Bir de, asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim.

Şarkı üç dakika yirmi saniye ama tekrar tekrar çalınırsa sonsuza kadar sürebilir.

Modern aşk istemem, telaştan başka ne ki, İlkel aşk isterim,aşkın en ilkel halini.

Katillerimin yüzlerini seçemiyorum; isimlerindense geride harfler kalacak sadece.

Başkasının açlığıyla karnını doyuracağını sanmak kadar saçma bir şey olabilir mi?

Ölüm sahiciliğini yitiriyor kayıplar istatistiklere, çatışmalar haberlere dönüştüğünde.

Sadece sizin gibi düşünen/konuşan insanları okuyorsanız, okumuyorsunuz demektir.

Kaderinse dünya küçüktür, ama kaderin değilse, çıkmaz sokakta bile karşılaşamazsın.

İnanç aşk gibidir. İspat istemez. Mantıksal bir açıklama beklemez. Ya vardır ya da yok.

En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır.





Neden baktın neyi geride bıraktığına ? Söylesene, insan terk ettiği şeye neden dönüp bakar son defa.

Yalnızlık onca saçın arasında beyaz bir saç teli gibi. Çektikçe çoğalıyor, çoğaldıkça arsızlaşıyor.

Elimde olsa cenneti ateşe verir, cehennemi de bir kova suyla söndürürüm ki geriye aşk baki kalsın.

Şimdi herkes sussun! Ve biraz da huzur konuşsun. Çünkü o, bugüne kadar hiç söz ettirmedi kendisinden.

Bir anın doğması için, bir anın ölmesi gerekir. Yeni bir “ben” için eski bir ben’in kuruyup solması gibi…

Bir yere ulaşmadan, ulaşmayı dahi amaçlamadan, sırf gidebilmenin güzelliği için yollara düşebilir misiniz?

Rüzgârı dilediğim gibi değiştiremem ama yelkenlerimi ayarlayabilirim daima varmak için istediğim limana.

Ertelemek, yaşamın mayasını kaçırır. Kızdıysan bağır, sevdiysen söyle, özlediysen arkasından koş.

Son uçurum olduğu halde yürüyen yollar var. Çünkü insan bazen düşmek değil tutunmak, tutulmak ister.

Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeye görsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme.

Ey kendisinde kaybulmuş kişi! Bilmezsin, bedenin sana mezar olmuş, nefsini tanımadıkça, nefsin seni gömer olmuş.

Sen değişirsin. Bir başka hal gelir üzerine. Bir beklenti, bir istek, bir kıvanç, gizliden gizliye bir kibir siner bakışlarına.

Hayal gücümün geniş olduğunu söylerler. Saçmalıyorsun demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu.

Önce diyorsun ki; Dünyada bir ben varım! Sonra: Bende bir dünya var! ve en nihayetinde; Ne dünya var,ne ben varım!

Günler günleri kovalıyor. Günler günleri aynen tekrarlıyor. Yoruluyorlar. Yaşamaktan değil, yaşayamamaktan yoruluyorlar…

Bazı insanlar dünyayı değiştirmek istiyor, bazıları eşlerini ya da arkadaşlarını. Kendini değiştirmek isteyense çok az.

Dünya tarihinin en katı bağnazları, fanatikleri, kendi kafalarındaki “adelet” uğruna en ağır adaletsizlikleri işlemişlerdir.

Kaç seneden sonra yaşlı, kaç hezimetten sonra bezgin, kaç sevdadan sonra kalpsiz, kaç kelimeden sonra lal olur kişi?

Etrafımız hep “çok bilenler” le dolu. “Emin değilim, kararsızım, hala arıyorum” diyen kimseye rastlamadım daha.

Başkalarının ne dediğini kafamıza takmaktan, hep ama hep başkalarını dinlemekten, kendi yüreğimizin fısıltısını duyamıyoruz.

İçimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime.. Buralar çok karışık.. Kaç defa geldim.. Gene de hep kayboluyorum.

Kelime cömerdi duygu cimrisi bugünün insanı. Konuşmaya gelince açıyor ağzını, duygulanmaya gelince tutuyor kendini.

Ölü bebekler doğuran ve ölenlerin yasını bile tutmadan hemen yenilerine hamile kalan o herşeyi kapsayıcı , yutucu rahimdi zaman.

İnsanın gerçekleştirebileceği en yüksek eylem, anlamak amacıyla öğrenmektir, çünkü anlamak demek özgürleşmek demektir.

Zaman ağırlaşır, zaman hantallaşır. Doğallık kaybolur, konuşmalar yapaylaşır. Söylesem dünya durur, bir daha hiçbir şey aynı olmaz.

Aşk iktidarı sever. Bu sebeptendir ki başkalarına ölümüne aşık olabiliriz, ama biz ölümüne aşık olanları içten içe küçümser, öteleriz.

Bedenlerimizi şekle sokmak için ne çok uğraş veriyoruz. Halbuki beyinlerimizi, düşünce ve algılarımızı geliştirmek için çabamız ne kadar az…

Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan? Kaç olunca çok; Kaçta kalınca azdı rakamlar?

Uzaklaşırsın. Yol seni nereye götürürse. Yazı seni nereye sürüklerse. Burnunda bir sızı. Ne de olsa her yolculuk geri dönememe ihtimalini taşır bağrında.

Kaç hayat yaşayınca yorulur insan? Kaç seneden sonra yaşlı, Kaç hezimetten sonra bezgin, Kaç sevdadan sonra kalpsiz, Kaç kelimeden sonra lâl olur kişi?

Şu dünyada çatışma önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

Bazen böyle birdenbire yaralanı veririz. Ama her yara iyileşir. Eninde sonunda kabuk bağlar, üstünü kapatır. Gözlerden saklanır. Çünkü hiçbir yara görülmek istemez.

Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi vardır hayatın. Farkında olmadan basıyorsun çizgiye. Kızıyorlar anında Yandın! diye atılıyorsun oyun dışına.

Ne yöne gidersen git doğu, batı, kuzey ya da güney çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.

Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.

Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.

İnsan nasıl ağzındaki yiyeceğin tadını kaybetmemek için yeni bir şey yemek istemezse, o da gözlerinin en son gördüğü görüntüyü kaybetmemek için yeni bir şeyi görmeyi istemiyordu aslında.

Yuvayı dişi kuş kurar lafı yanılsamadır.çünkü her dişi kuş her mevsim yeni bir yuva yapa yapa yaşayıp gider. kurduğu kadar terketmesini de bilerek. ömür boyu aynı yuvada kalan kuş yoktur.

Korktu. Gidip de varamamaktan değil, varıp da dönüş yollarını kaybetmekten değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerlerinde görememekten değil, bir kendini bulmaktan, bulduğundan korkmaktan korktu.

Korktu. Gidip de varamamaktan değil, varıp da dönüş yolunu bulamamaktan değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerinde bulamamaktan değil; bir kendini bulamamaktan, bulduğunda korkmaktan korktu…

Evrendeki her cisim, ne kadar albenisiz ya da ehemmiyetsiz görünürse görünsün, bir başka şeye yanıt olsun diye yaratılmıştı. Derdin olduğu yerde deva da vardı, üstelik şaşırtıcı yakınlıkta. Mesele görebilmekti.

Binlerce kelime, onlarca hikâye var boğazımda düğümlenmiş. Susuyorum konuşmam gereken yerlerde; dilimi tutamıyorum ne zaman susmam gerekse. Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden.

Boş zamanlarında ya da yalnız kaldıklarında kendilerini kanatan insanlar vardır. Elleri, dizleri, yürekleri görünmez yara bantlarıyla, sargılarla kaplıdır. O görünmez yaraları görebilmek için, onlardan biri olmak gerekir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.