İclal Aydın Sözleri

0
3416
İclal Aydın Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: İclal Aydın, İclal Aydın Sözleri, İclal Aydın Sözleri ve Alıntıları, İclal Aydın Alıntıları, İclal Aydın Sözleri Facebook, İclal Aydın En Güzel Sözleri, En Güzel İclal Aydın Sözleri, İclal Aydın Sözleri Kısa, İclal Aydın Kitap Alıntıları


Sayfamızda oyuncu, yazar, sunucu ve gazeteci olan İclal Aydın’ a ait kitap alıntıları ve sözleri yer alınmaktadır. Sayfamızda yer alan sözlerden beğendiklerinizi sosyal medya hesabınızda yayımlayabilir mesaj yoluyla sevdiklerinize ulaştırabilirsiniz.


İCLAL AYDIN SÖZLERİ ve ALINTILARI

Aşkın belkemiğidir beklemek.

Bazen hoşgörü sahte bir aynadı.

Yeni kaybettim seni elimle koymuş gibi.




Hayat. Kendimizi sevmek ve bulmak oyunu.

Aşk, ölümsüz olmak istediğin bir savaş meydanı.

Sevinçlerim oluyordun ara sıra. Sen hiç bilmiyordun.

Zenginlik varlığından mutluluk duyabildiğin her şeydir.

Ne zaman eskiyor sevgiler? Ödenen bedellerin acısı geçince mi?

Sen en çok beni severdin ya. En çok beni köle yapmışsın kendine.

Fırtına herkesin başında eser ama sadece bazılarının çiçekleri dökülür.

Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boşver bilme en iyisi.

Kırılgan olmak iyidir. Hala içine kan akan bir kalp taşıyorsunuz demektir.

Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.




Böyle bakınca, hep birlikte başlayacağımız operasyona benziyor aşktan konuşmak.

Bu şarkının ardında sen, bu kapının ardında ise benden önce söylenmiş sözler vardı.

Hayat herkese eşit davranmadığı gibi seçtiklerine de ufak tefek oyunlar oynayabiliyor.

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte.

İşte böyle sevgili. Biz artık seninle haritada iki küçük su lekesi, Hiçbir nehir kavuşturamaz bizi.

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi.

Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi; İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri?

İnsan bu yüzden ağlıyordu. Sevenleri kendisini yaraladığı ve kendisini yaralayanları sevdiği için ağlıyordu.

Aşk, bir harabenin ortasında bir şey bulup da ne yapacağını bilemeyen, iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.

Aşk; vazgeçmektir gözlerinden. Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.




Acaba uzakta olması mıdır onun en büyük cazibesi? Mesafe midir acaba onu her an özlenen bir düşe çeviren?

Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar.. seçtiklerimiz mi? Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı, seçtiklerimiz evet.

Bir ayrılığın, uzun bir yola çıkmanın, bir şehre son kez bakmanın burukluğu ile baş etmeyi öğrendim sonunda.

İnsan bazen başka hikayelere ağlarken içeride bir yerde kapısı aralık kalmış kendi hikayesine ağlar aslında.

Bir insanın yumruğu kadardır kalbi, derler. Demek ki kalbin kadar insansın. Avucunun içine düşen kalp kadar merhametin.

Çay demleniyor demleniyor, demleniyor. Kederim mutfağın her yerine yerleşiyor. Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.

İclal Aydın Sözleriİki tebessüm bir aşk ediyor da binlerce gözyaşı bir gideni döndürmüyor. Galiba insan bu yüzden hep aynı gözleri anımsıyor.

Aşkta mesele şu ki. O dönme dolap, adı üzerinde, dönüyor. Yükseliyor. Alçalıyor. Ama sen hep en tepedeki halini anımsıyorsun.

İhanet bağışlanamaz, Geçiştirebilir belki ama iğrenç yüzü, Belleğe o kadar derin çizgilerle kazınır ki, Unutmak için ölmek gerekir.

Sonra, kendinden başkasını düşünmeyenleri, kendi öfkesinde boğulanları ve yalancıları tanıyacaksın. Aşkı tanıyacaksın bir gün.

Susmak da aşkın yollarından biriymiş. Bunu öğrendim. Susulmuş çok aşkım yok ama aşktan sustuğum çok hikâyem var desem.

Umarım uzun bir yoldur bu. Ve umarım bugüne dek karşımıza çıkanlardan ibaret değildir yaşam ve yaşamı yaşam kıldığına inandığımız.

Acı unutuluyor ama geçmiyor galiba. Geçtiği için değil, tam tersine, hiç geçmediği için unutuluyor acı. Üzeri eski bir çarşafla örtülüyor.

Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim, En çok fesleğeni, çoban heybesini, aksam sefasını sevdim. Seni beklerken çok şey öğrendim.

Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyor ve bazen, tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk. Cesurduk!

Ve dizlerimizi kanatmamıştı henüz hayat. İnanıyorduk, duruyduk, saftık, çocuktuk. Şimdi anlatacak bir masalımız bile yok, bir köşesine sığınacak.

Yokluğunun soğuğunda üşümektense varlığının ateşinde yanmak isterdim. Üşüyerek yanmayı yanarak üşümeyi yazık ki ben senden öğrendim.

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı aksam güneşi. Onca zamanın içinde eskimeyen bir düşüncesin şimdi.

Bir şarkı tuttum sevgilim, bir kapı açtım ikimize, ikimiz çokmuşuz meğer bu resme. Kapatmadan bu kapıyı yinede, bu yaralar bereler sanadır bileler.

Bu ülkenin bazı kadınlarını anlatmak zordur. Anlatılamadıkları için, her karede başka kadın olurlar. Ya da on binlerce kadındır aslında ve bu yüzden anlatılamazlar.

İki türlü dil yarası var: İlki ; kendi dilinde şarkı söyleyip ağıt yakamamanın açtığı hançer yarası. İkincisi ise; sevdiklerinden dökülen sözlerin bıraktığı kağıt kesiği.

Masallar hep o renkte ve aynı inandırıcılıkta kalmalıydı kalbimizde.Bir şey oldu, bir yerlerde.Büyüdük mü küstük mü birşeylere ne; inanmaz olduk masallara.

Kızımın odası gibi toparlanabilseydi keşke bir parçası olduğum sokaktaki hayatım ve bir bebek kadar inatçı, kararlı, ısrarcı olabilseydik istediğimiz ve istemediğimize karşı.

Her hikaye biriciktir, biliyorsun. Ama her hikayenin kanı kendi damarları içinde akarken başkalarının rüzgarını, yağmurunu ve ne yazık ki kurşununu da isabet alır kimi zaman.

Bir bilek işi. İnsanları yokluğunuzla tehdit etmek, davranış alışkanlığınız olmasın. Bir gün kendi arzunuzla oluşturduğunuz yokluğun sonuçlarıyla kendiniz yüzleşmek zorunda kalırsınız.

Sevdiğinizin, hayatın, yabancıların size uzattığı incileri kırmayın, saklayın, biriktirin. Gülümseyin insanlara. Evet diyerek başlayın. Ve size uzatılan o ilk aşk incisine aman kıymayın.

Daha uyanmamalıydık. Masallar hep o renkte ve aynı inandırıcılıkta kalmalıydı kalbimizde.Bir şey oldu, bir yerlerde.Büyüdük mü küstük mü birşeylere ne; inanmaz olduk masallara.

Kaçıp gidenler sende iyi bir şey varsa zaten yıkıp da gitmiştir. Yıkılacak iyi bir şey kalmamıştır geriye. Sana bırakmıştır o işi. Çok iyi bilirsin; gidenlerin elleri bu yüzden kirlidir. Kimi zaman.

Aklıma her düşüşünde, yüreğimde öyle bir deprem oluyor ki bütün duygularım yıkılıyor, geriye büyük bir enkaz kalıyor. Yıkılmayan tek bir duygu buluyorum ardından ki bu hep aşk oluyor ve sadece sana koşuyor!

Seni özlemek, üşümek gibidir soğuk bir akşam üstü, yağmurun altında yürümek gibi sırılsıklam, titreye titreye. Sıcak bir yer bulup sığınmak istersin ya hani, öyle ihtiyacım var işte, yüreğine sığınıp, nefesinde ısınmaya.

Farkında mısınız, bazen aynı hımbıl soruları sorarken yakalarız kendimizi. Senin gözlerin niye öyle bakıyor? Seni daha iyi görebilmek için yavrum. Bu cevabı yıllardır duyarız da bazılarımız hala kurtla babaanneyi ayırt edemeyiz.

Sana güzel bir yaz günü gelmiştim. Karlı bir sabahta gidiyorum. Beş mevsim yaşamışız beraber, Beş mevsim bir ”iç denizi” karartmaya yetti. İşte böyle sevgili. Biz artık seninle haritada iki küçük su lekesi. Hiçbir nehir kavuşturamaz bizi.

Sadece ‘sevilmek’ harekete geçirir donmakta olan bir kalbi. Ve hızla çarpan bir kalptir her seferinde,dünya üzerindeki onca güzel şeyin sebebi. Yani, sızlayan yerinden sevmeye başlamalı bir insanı. Sevdiği kadar da sevilmektir zaten bir acının yara bandı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.