İhsan Oktay Anar Sözleri

0
1797
İhsan Oktay Anar Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: İhsan Oktay Anar Sözleri, İhsan Oktay Anar Alıntıları, İhsan Oktay Anar Sözleri ve Alıntıları, En Güzel İhsan Oktay Anar Sözleri, İhsan Oktay Anar Sözleri Facebook, İhsan Oktay Anar Kısa Sözleri, Etkileyici İhsan Oktay Anar Sözleri, Kısa İhsan Oktay Anar Sözleri, Anlamlı İhsan Oktay Anar Sözleri, 


   Sayfamızda 1960 Yozgat doğumlu Türk yazar İhsan Oktay Anar’ a ait sözleri ve alıntıları bir araya toplamaya çalıştık. Sayfamızda yer alan en  güzel İhsan Oktay Anar sözlerini sosyal medya hesabınızdan yayımlayabilir, mesaj yoluyla sevdiklerinize iletebilirsiniz. Sayfamıza katkıda bulunmak, görüş ve önerilerinizi belirtmek için yorum bölümünden bize ulaşabilirsiniz.


İHSAN OKTAY ANAR SÖZLERİ ve ALINTILARI

Kin şeytanın kahkahasıdır.

İlim sonsuz iken,ömür sınırlı.

Adına dünya dediğimiz kitabı oku.




Zirveler yaşamak için değil, erişmek içindir.

Bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur.

Bir duygu, anlaşılmıyorsa, duygu değildir zaten.

Muhtemel en kötü durum ne ise hakikat de odur.

Ve gülümseyen herkes cennete bakıyor demektir.

Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.

Hakikat ona erişmek için ödediğimiz bedel olmalıydı.

Oysa biz taşlar kadar güçlü, bir o kadar da cansızdık.

Dünya binde bir de olsa yanılma payı bırakanlara aittir.

Adlar da ölüler kadar ağırdır. Taşıyabilecek misin bu adı?




Görülen ve görülmeyen tüm düşler karanlığın ta kendisidir.

Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır.

Oysa benim sana düşlerimden başka verebilecek bir şeyim yoktu.

Gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.

Ateş dediğimiz güç nasıl ki odunla beslenirse akıl da bilgiyle beslenir.

Kimseye kötüdür deme. Aslında onlar bilmeden iyilik yapan insanlardır.

Bir erkeğin en cesurca davranışının aşık olmak olduğunu da anlatmıştı.

Evet, çocukluk, cennetin tâ kendisiydi ve cennet de seyredilmeye değerdi.

Korku, yüreksiz bir insanın nefreti, nefret de cesur bir insanın korkusudur.

Arayış bitince, aranan şey artık bir kez bulunduğu için, korku da aşk da biter.




Güneşin açtığı her gün, dünyada gerçeği değil güzelliği arayanların bayramıydı.

Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece kusurum da olacak ve olmalıdır.

İster alın yazısı densin ister matematik, kesinlik özgür bir insanı daima çıldırtırdı.

Senden daha yaşlı ve tecrübeli birine güvenirsen, kendine güvenmeyi de öğrenirsin.

Erkeğin kadını seçtiği cemiyet batarken, kadının erkeği seçtiği cemiyet refaha eriyordu.

Ben, hikayelerin bir sonu olması gerektiğine inananlardanım. Hayat da bana kalırsa böyle.

Her zaman olduğu gibi şimdi de, yaşıyor olmanın değil, insan olmanın zevkini çıkarıyorum.

Her şey ben ve benim düşüncelerimden ibaret olsa da bu dünyada yaşamak zevkli bir şey.

İşte, zaman döngüsel olduğu için sadece geçmişi değil, geleceği hatırlamak da mümkündü.

Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi? Sana bu yüzden hem çok yakın, hem de çok uzağım.

Şu anda ölü bedeninde bir damla kan yoktu belki; ama o kana değil, ışığa ve hayata susamıştı.

Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?

Başkaları ne derse desin, bir hanımın yüzündeki güzellik, ona şefkatle bakan erkeğin gözlerinden yansıyan aşktır.

Bir kadını uzun uzadıya anlatmak malumun ilanı olur. Çünkü kadının, mükemmel olmaktan başka ne özelliği olabilir ki?

Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse öte dünyanın bilgisi.

Çünkü aşk insanı kanatlandırıp uçurur. Peygamberimizin miracını hatırla. İçinde o sevgi olmasaydı, hiç bu kadar yükselir miydi?

Kavuşunca meşk, kavuşamayınca aşk olduğunu söylerler. Sevgisini kalbinde taşıdığı sürece herkes ona kavuşmuş demektir bana göre.

Yükselmiş birini düşürmek, yahut onun düştüğünü görmek, aşağıdakilerde adaletin yerini bulduğu hissini uyandırır ve onlara mutluluk verirdi.

Benim dünyada tattığım en büyük lezzet, hayat değil, insanlık! Her zaman olduğu gibi şimdi de, yaşıyor olmanın değil, insan olmanın zevkini çıkarıyorum.

Uyku nasıl bir şeydi? Hepsinden önemlisi rüya diye bir şey gerçekten var mıydı ve insanlar onu sahiden görebiliyorlar mıydı? Çok eğlenceli olduğu kesindi.

Büyük bir vefakarlık örneği göstererek, kulağın içinde bulduğu ve üzengiyi andıran kemiğe kendisini özgürlüğe kavuşturan Venedik balyosunun adını verdi.

Bir söz, güzeldir diye doğru kabul edilemez. Güzel söz başka, doğru söz başka! Ben doğru söylemeyi tercih ederim, her ne kadar vezinli kafiyeli olmasa da.

Geleceği bilme konusunda en çok başvurduğu yol, bir kitabın rasgele bir sayfasını açtıktan sonra gözüne ilişen cümleyi okuyup bundan bir anlam çıkarmaktı.

Ah! Keşke dünyayı da senin gibi seyredip, senin ona baktığın gibi bakabilseydim! Oysa ben ona bir güç malzemesi olarak bakıp onda kendi karanlığımı gördüm.

Gel gör ki şiddetin en yalın biçimi, güzel olan, belki de dişil bir şeyi parçalamak ya da kirletmekti; bu da elbette insanda güçlü olduğu duygusu uyandırırdı.

Onun dünyasına aşina olmayanlar, rüya görmediği için üzülen bu oyunbaz çocuğun aslında alacalı düşler kadar renkli bir alemde yaşadığını nereden bilebilirlerdi?

Hırsızlık mesleğinde haysiyetsizliğe yer yoktu. İşte bu nedenledir ki Muhtar, namzetlerin saf, temiz, gözü gönlü tok, mütevazı ve mümkünse dindarca olmasını tercih ediyordu.

Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.

Böylece güçsüzlüğün ve silikliğin ne olduğunu öğrenme fırsatı buldum. Aynı zamanda gücün ve her türlü iktidar tutkusunun da ne kadar büyük bir erdemsizlik olduğunu da bu sayede gördüm.

Anadolu köylerinde gecelerin, özellikle çocuklar için çok uzun, çok zevkli ve biraz “ürpertici”geçmesinin sebeplerinden biri, dedelerin ve ninelerin anlattığı şu cinli perili masallardı.

Hazine odasındaki paraları yağma eden şu zavallılara bak. Eğer kitaplıktaki ciltler dolusu bilgiyi kullanabilecek durumda olsalar, talan ettikleri paranın on katını, belki de yüz katını elde edebileceklerini bilmiyorlar.

Çirkinliği gördüğü dünyanın tersine, Güzelliği ancak, hayran olduğu dahi ressamların tablolarında buluyor, oysa bu sanatçıların, kendisinin çirkinlik bulduğu dünyada güzelliği gördüklerini kafası pek almıyordu.

Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.

Aşk hakikiyse eğer, masallar da hakikidir ve onların hakiki olduğuna artık inanıyorum. Lütfen bana istediğiniz masalı anlatınız, inanırım. Cüceleri, büyücüleri, devleri anlatınız, artık inanırım. Beni sevdiğinizi anlatınız, çocuk gibi inanırım.

Belki de güç tutkusunun insanı vardıracağı yegâne yer, erkeklik ve onu kullanmanın en kaba yolu olan şiddetti. Gel gör ki şiddetin en yalın biçimi, güzel olan, belki de dişil bir şeyi parçalamak ya da kirletmekti; bu da elbette insanda güçlü olduğu duygusu uyandırırdı.

Her insan bilmediği şeyden korkar. Korkusunu yenmek için bilmek ister. Fakat bilmesi için araması gerekir. İşte, din de bu arayış değil midir? Bununla birlikte, eğer insan bir şeyi arıyorsa,onu bulmuş ve ona kavuşmuş da değildir. Kavuşamadığı şeye erişmek için can atar. Eh! Bu da aşktır işte!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.