Nuri Pakdil Sözleri

0
5788
Nuri Pakdil Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Nuri Pakdil Sözleri, Nuri Pakdil En Güzel Sözleri, En Güzel Nuri Pakdil Sözleri,  Nuri Pakdil Sözleri Facebook, Nuri Pakdil Alıntıları, Yazarlar ve Sözleri, Yazarlar ve Alıntıları, Nuri Pakdil Kısa Sözleri, Etkileyici Nuri Pakdil Sözleri, Kısa Nuri Pakdil Sözleri


Güzel sözler sitemizde sözlerine yer verdiğimiz Nuri Pakdil Türk yazar ve fikir adamıdır. İlk çalışmalarını şiir ve deneme türünde vermiştir. Sayfamızda yer alan sözlerden beğendiklerinizi sosyal medya hesabınızdan paylaşabilir, mesaj yoluyla sevdiklerinize ulaştırabilirsiniz. Görüş ve önerilerinize ”yorum” kısmından ulaştırabilirsiniz.


NURİ PAKDİL SÖZLERİ ve ALINTILARI

Kalem benim kal’em.

Direniş varoluşun deneyidir.

İçe bakış dehşetli hazinedir.





Dilimin döndüğü kadar sustum!

Çocukluğum sınırsız bir ülkedir.

Bize lazım olan soylu bir öfkedir.

Sükût; Dünyanın en uzun cümlesi.

Her şey olabilir: İnsan: Yitirmişse.

Biz, yitire yitire kazandık kendimizi.

Boynumuz ağrıdı batıya bakmaktan.

Biz, yitire yitire kazandık kendimizi.

İnsan kendini de pusuda beklemeli.

Yazı: Doruk noktasına ulaşmış aşktır.





İnsan, seni savunuyorum sana karşı!

Kudüs’süz ve İstanbul’suz Aşk yoktur.

Ruhumuzun özünden yola çıkmalıyız.

Kim bıraktı uçurumu bu kadar yanıma?

İnsan aşık olmadan kendini tanıyamaz.

Gökyüzü, dörtbaşı bayındır bir ülkedir.

Eşya egemen insana: bize kim ağlayacak?

Tarih Tekbir öğreti, Görmek en büyük yeti.

Otellere yağmur yağar çocukluğum ıslanır.

İnsan yitire yitire kazanabilir kendi kendini.





Ancak eylemin içinde kurulabilir düşünce birliği.

Ağlamak, anlamak anlamına geliyor benim için.

Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir.

Bir cümleyi bıraktım; yetkinleşsin haberim olur.

Hayat; hem yürünülen yoldur, hem taşınan dağ.

Susmakta konuşmak kadar önemli oluyor bazen.

Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak.

Gül nevileri de dahil kirlenmeyen çiçek mi kaldı ki!

İnsan, kendi sesini, daima başkalarından önce işitir.

İnsanın damarlarında sağlam cümleler dolaşmalıdır.

Hiç yazılmamış uzun bir destandır annelerin yüzleri.

Yalnızlıkta kendi cümlesi bile eşlik edebiliyor insana.

Çürüme başlamaya görsün insanda, akıp gidiyor hiçliğe.

Hiç alışamadım gülmeye, hüzün vicdanıma daha uygun.

Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetimdir.

Kutsal inadı olanlar gerekli. Bir kalbi daha olanlar gerekli.

Çağ ancak, bilinçle sorumluluk yüklenenlerin yüzüne güler.

Nergis sızısı bir yağmur idim ben insan kalıbına döküldüm.

Tartışma hiç kimseyle. Sadece düşün. Düşündür başkalarını.

İnsan, vicdanıyla sürekli hesaplaşıyorsa, genç kalır, tığ gibi.

Yabancılaşma ve uygarlığından kopan bir ulusun alınyazısıdır.

Hüzün; hissedilmesi kolay olmayan, çok narin, ince bir sestir.

Gerçek İman: Dönüştürücüdür: Tüm yeryüzünü; Hakka doğru.

İzin verirseniz şuracıkta, kendi kendime düş görmek istiyorum.

Ölüm korkusunu, ancak ölüm ötesi hayata inanarak yenebiliriz.

Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.

Susuzluktan çatlamış toprak nasılsa, İstanbul’un yüreği de öyle!

Yönelişlerin en ayrıcalıklısı, insanın kendi vicdanına doğru olandır.

Suskunluğu, tırnaklarımın altında bir tahta kıymığı gibi taşıyorum.

Ey aşkı hiç tanımayan kalbinin çevresinde bitimsiz bir kıştır zaman.

Martılar karanfil dökerken sulara,  Hiç böyle İstanbul olamadı kimse.

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak ederim yaşamayı?

Eğilip kalbimi dinlemek istiyorum ya, bazen, öylesine uzağındayım ki!

Direnç gömleğimi giydim!” sözü “Sürekli okuyorum” anlamına geliyor.

İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün; nasıl kayıp gidecek elinizden.

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?

Harikadır cümle ilk yazıldığında. Koşmaya başlasın da o zaman gör sen.

Aslında konuştuğumuz filan da yok, düpedüz açık açık, çığlık çığlığayız.

Her cümlenin vebali ağırdır. Kapsama alanına tüm insanlık girmektedir.

Okumadığın gün, karanlıktasın ve bu karanlıkta hiçbir şey meşru değildir.

Okumadığın gün karanlıktasın. ve: Bu karanlıkta hiçbir şey meşru değildir.

Çok vefalı bir dostun elini tutarcasına sağ elimi sol elimin üstüne getirdim.

Hiç kimse kahır yaşamak için aşık olmaz: “Kahrın da hoş” diyebilmektir aşk.

Sultanahmed Camii diyor ki Süleymaniye Camiine : Başımızı alıp gidelim mi?

Anlamak fiilinden meşaleler yapılmalı : Yeryüzünde birbirimizi görebilmek için.

Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir. Okumadığın gün karanlıktasın.

Süpürülmekten korktukları için her süpürgenin sapına yapışanları iyi ayırt etmeli.

İnsanın, kendi kendi olabileceği sessiz bir mekan, meğerse ne kadar önemliymiş!

Çanta açılır, kitap çıkarılır. İşte: okurken kalbimle şakır şakır konuşuyorumdur da.

Gözleriyle birbirinin olan sevgililer gibi olunca, yazıyla… Ben ona derim, işte, yazı.

Yürüyecek miyim? Karar. Adımların tadını bir aldı mı, hiç bırakası gelmiyor insanın.

Yazı, daima bıçak sırtına yazılır; durursanız, bilirsiniz ki, bıçak etinize saplanacaktır.

Sayfalar bazen kısraktır. Arap atları da emeği savunan yazarların kitaplarında kişner.

Kolay mı dostum, yürümek! Tırmanılması gereken yalıyarlara yalılardan geçilmiyor ki.

Bazen başımı ayrı mı taşısam, diye düşündüğüm oluyor;çünkü, aşırı gürültüyle dolu içi.

İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Ne emek, ne ekmek; Önce kalbimiz bozuluyor çünkü.

Daima, terazinin ibresi vicdandır. Artık, vicdan dışında hiçbir şey namusluluğu açıklayamaz.

Çağın deli gömleğini görüyoruz: Kentin, kendi kendine yabancılaşarak şişen-sarkan cüssesi.

Mütemadiyen, vicdanında, kendi kendini sorgulamayan, hiçliğe doğru hızla kayıyor demektir.

Pası silinir gözümüzün: upuzun bir fetihtir aslında hayat; kendi özümüzü daha bir kavradıkça.

Pası silinir gözümüzün: upuzun bir fetihtir aslında hayat; kendi özümüzü daha bir kavradıkça.

Öldünüz. Birbirinizi öldürüyorsunuz. Öldürüldüler. Öldük. Gömülme törenlerimize hemen başlanabilir.

Gece arkadaşlar gittikten sonra, yoğun yalnızlığımı giyindim. Bu gece çok seviyorum yalnızlığımı.

Her ânı o ânda yaşamalıyız ki, seçimimizi sağlıklı yapabilelim: her ânında seçimle karşı karşıya insan.

Acıyı güzele, kötüyü iyiye çevirmek lazım. Bunu da ancak sanatla yapabiliriz. Ölümsüz olan, bir tek o çünkü.

Sözümüz eksik, hayatlarımız yarım, kalbimiz sallanıyor içimizde direnmeye hazır hayatlar ver bize Rabbim!

Mezar taşıysa çok alçak gönüllü bir işarettir oradaki ölüye ve ölümün “aşılması gerekli bir köprü” olduğuna.

Eminönü’ne doğru; gözlerime İstanbul dola dola; insanın encamı yürüyor iki yanımda: hangisindeyim ben?

Altmış bıçak yemiş bir yılan da olsam, şükür Tanrı’ ya, hayattayım gene de. Hala yaşıyor olmamız: az şey mi?

Kuşkusuz bir ‘giz’dir içdünyası insanın: öyle olmasa, insan, şimdiye değin dayanabilir miydi ağırlığına yeryüzünün?

İnsanın özü artık yok. Tüm çılgınlıklar bundan kaynaklanıyor olmalı. Çağın kanseri, bu ‘insan özü’nden yoksunluk.

Sorumlusunuz, bütün yaptıklarınızdan, olanlardan ülkenizde ve ülkeniz olmayan yerlerde, ilginiz ve bilginiz oranında.

Özellikle umut, konuştukça büyür, aşar sizi, kentinizi de, ülkenizi de aşar: yeryüzüne bir elektrik akımı gibi geçer umut.

Sen hiç martı yüreğinin çarpıntısını duydun mu? O, bir mücadeleci yüreği gibi, dik dik atar.. Kıyıya inince besmeleyi unutma!

Yeryüzünde dostluğun, arkadaşlığın, bir amaca doğru yürüme yoldaşlığının devinimli, aydınlık, üretken bir simgesi gibiydi.

Ne söylüyorum ben? Eğriyse düzeltilmeli, kirliyse arındırılmalı, kanlıysa kazına kazına temiz yeri ortaya çıkarılmalı demiyor muyum?

Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içinde. Çünkü saygı taş kesilirse, insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli.

Gerçek değil düzme bir dünyaydı, okuduğum bütün okullarda, önüme konulan. Hayal gücümü harekete geçirmesem yıkılmıştım.

İnsanın, içinden kurduğu cümlelerin ağırlığını, omuzlarında hissettiği vakitleri iyi yaşaması gerekiyor. İçimiz: büyük şansımızdır çünkü.

Çağın boğuntusu, insanın salt maddesel düzlemlerde yığınlaştırılmışlığında toplanıyor: Eşyalaştırılan insanın çağa yansıyan acıklılığı.

Bağımsızlığa dışsal davranışlarla değil içsel bileşimlerle ulaşılabilinir ancak kurtarmamız gereken ilk yurt içimiz iç dünyamız kimliğimiz.

Bir ülke, utanma duygusunu yitirmişlerle dolunca, sürgünler ülkesi olur. Utanma duygusunu yitiren, kendi kendisini yitirmiş bir sürgündür.

Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimizi aşamayız; kendi kendini aşmadan da bunalımlarından kurtulma olanağı yok insanın.

Çoğu zaman, susmak, konuşmaktan daha kıymetlidir, hayırlıdır. Söz bitebilir, fakat sükût hiç bitmez. Çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir.

Bir ulus, kendi uygarlık değerlerinden kopuk bir düzeyde bulunuyorsa, o ulus için ne ekonomik, ne de siyasal bir bağımsızlık söz konusu olabilir.

Tanrı düşüncesinden yoksun kalınınca hiçbir şey olunamayacağını, kendi kendine ıslık çalar gibi kara başkaldırı deneyleri yapanlara, hangi dille ve kim anlatacak?

Doğrudur aşınma acıdır. Aşınan ayak topa vuramaz. Aşınan beyin devrim yapamaz.Aşınan aşık şık bir görüntü vermez. Aşınan kumaştan güzel bir elbise dikilebilir mi?

Yasa batmış Kudüs bu! Elinizi uzatınız; zincirleri mi kıracaksınız? Yurtsuz kalan Filistinlilerin direniş ateşinin çıngıları göklere saçılır ve İstanbul gecelerinde toplarsınız bunları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.