Tomris Uyar Sözleri

0
2928
Tomris Uyar Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Tomris Uyar, Tomris Uyar Sözleri, Tomris Uyar Alıntıları, Tomris Uyar Sözleri ve Alıntıları, Tomris Uyar Kısa Sözleri, Tomris Uyar Sözleri Facebook, Tomris Uyar Kitap Sözleri


Güzel sözler sitemizin bu sayfasında Türk öykü yazarı ve çevirmen olan Tomris Uyar sözlerine ve alıntılarına yer vermekteyiz. Sayfamızda yer alan sözleri sosyal medya hesabınızdan yayımlayabilir, mesaj yoluyla sevdiklerinize iletebilirsiniz. Sayfamıza katkıda bulunmak isterseniz Tomris Uyar sözlerinden beğendiklerinizi yorum bölümünden bize ulaştırarak yayımlanmasını sağlayabilirsiniz.


TOMRİS UYAR SÖZLERİ ve ALINTILARI

Ölmeyecek kadar yaralıyım.

Kar, bir mola vermiş hayata.

Uykunuz kaçtı mı kültürünüz artıyor.




Okur musun, gözlerimden akan kelimeleri.

Yüreğimde kesik bir güvercin kanat çırpıyor.

İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye.

Asıl üzüntü veren yaşlanmak değil, uslanmak.

Üsteleme. Yolumuz ayrı çünkü. Anlayamazsın.

Eskiden günler uzundu; kararında, tutumluydu.

Yine de bilmek başkaydı, iliklerinde duymak başka.

İnsan hangi yaşında severse sevsin liseli oluveriyor.

Yalnızlığıma katılabilirsin; yalnız soru sormayacaksın.

İnsanı önce kendi soyu yer bitirir, kendi cinsi yağmalar.




Birileri gidiyor, dönmüyordu; Birileri ölüyor, bulunmuyordu.

Bazen sessiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.

Yani yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca.

Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin, kaptırmayacaksın!

Bir ömre bir tek yaşamın az geldiğini bilirsiniz, bir yazarsanız.

Sonbahar, bir kalakalma. Sokaklarda kışa doğru bir koşturma.

Gece, bedeninden soyulmuş, boşalmış bir iç gömleğiydi. Herkesindi.

Her mektup kuraldışıdır, çünkü eksiktir,söylenmemiş kalır, deneycidir.

Kırıklar, zamanında onarılmadı mı büsbütün kırılıyor, durmadan kırılıyor.

Sıradan bir yaz gecesini karartacak güç de var onda, ışıldatacak güç de.




Bir şey söyle. Sözü aşsın öze değsin… Bir şey söyle, yanındayım mesela.

Ne yapayım, yoksulluktan çok korkarım. Belki hep sınırında yaşadığımızdan.

Bir şeylerin dışındayım, biliyorum. Daha doğrusu bir şeyler bensiz sürüp gidiyor.

Ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar.

Değil mi ki kimse, yaşamın ”inceliklerden örülmüş bir ağ” olduğuna inanmıyordu.

Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor.

Yaz akşamlarının sessizliğine, eğrelti otlarının yabanıl kokusuna bırakmışlardı kendilerini.

Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun.

O deniz, o iki ihtiyar, kendisi, o ikindiyi hep birlikte bir daha yaşayamayacaklar.O an’ı. Gölge kalıcı.

Diyorum ki kişinin doğum tarihi pek önemli değil aslında, dünyaya gözlerini açmak daha önemli.

Yanımdaki iskemleye oturdu, gözünü uzaklara dikti. çekmeye can atılan bir ceza kadar güzeldi.

Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Hele konuşmayı bir kere unutmuşsan.

Sevilmemeyi rahatça kaldırabiliyorsun da sevilmek zor geliyor sana, sen de bunu anlamıyorsun!

Diyeceğim, bizim halkımız, sokağa on yılda bir dökülür. İnançları ve parası değer düşümüne uğratıldığında.

Kumarbazlığın en önemli özelliği, kazanma heyecanı, ucuza kapatma hırsına hiç benzemiyordu.

Yazarken dünyayı bir anlığına değiştirebilirken, geçmişinizi bir santim yerinden oynatamıyorsunuz.

Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon.

Yazdan kalma giysiler dolaplara kaldırılırken,yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek.

Bana neyin daha iyi geldiğini bu kadar güvenle kestirebiliyorsan gözlerin niye yaşardı? Kovma zarafetinin bir parçası mı bu?

Seninle konuşmak, gergin bir ipte yürümeye benziyor artık. O kadar sertleşmişsin ki, bir rimelin akmasında bile suçlayıcı ipuçları arıyorsun.

İstemeye hakkım var mı bilmem ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana.

Beni kendime ördüğüm kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındaydım. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa.

Birbirimizden ne beklediğimizi bilirdik, buydu önemli olan, yeterdi. Dürtüklenmeyen, kendine dayalı bir şey. Saatlerce konuşmazdık da oda dolu kalırdı.

Böyle yağışlı gecelerde, dışarıda sürüp giden mırıltı, içinin kargaşasını yatıştırır, onu yalnızlığından sıyırıp düşlere ya da gerçeklerin kaynaklarına sürüklerdi.

Bir şeylerden kurtuluyorum galiba. Kabuklardan. Alışkanlıklarımdan. Bu tümceyi alışkanlıkla söyledim, hiç düşünmeden. Temiz, söylenmemiş ne kaldı ki geriye? Yeni?

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı…Yazdan kalan giysiler dolaplara kaldırılırken, yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

Sen uyuyordun, bilemezsin. Kaç sigara içiyorum üst üste, kaç eski gazete okuyorum ilânlarına kadar. Her sabah kaç bin güçlükle alışıyorum önümdeki güne, getireceklerine.

Orada, iskelede yüzümü güneşe kaldırıp öylece oturdum. İyi geldi. Savsakladıklarım, ertelediklerim, eksik bıraktıklarım yüzeye vurdu; hepsini bir an önce tamamlamaya karar verdim. Kalktım, seni aradım.

Kadınların konuşmalarında bu özellik çok ilgimi çeker. O anlaşılmaz geçişler, bağlantısız sanılan, yaşamın özüne birdenbire inen saptanmalar. Bence kadınları en ağır koşullarda bile dayanıklı kılan bu konuşma biçimidir, yere sağlam basan bu dildir.

Asıl terk edilenin, terk eden olduğunu anlamıyor ki kimsecikler. Terk eder görünen, neşteri ortak yaraya batırabilendir; çünkü bu güç iş ona bırakılmıştır. Yitirdiklerini, yitireceklerini, çekeceği acıları bilse de gerekeni yapmak zorundadır, daha azla uzlaşmacı değildi.

Yahu, iç sigaranı. Benim kadar çok içmek de iyi değil tabii. Ama başka keyif maddesi kalmadı hayatımda. İçki de içemiyorum artık. Belki bir yere kadar az içebilirim, ama öyle yapacağıma, hiç içmem daha iyi. Her şeyim öyledir. İçkiyi içtim mi çok içerdim. Sevgim de öyledir.

Sevginin yalnızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hâlâ aklımda. Bir dostum ‘iyi ki akvaryumda balık beslemiyorsun’ demişti, ‘her halde havasız kalmalarına üzülür sudan çıkarırdın onları.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.