Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sözleri

0
1735
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sözleri, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Alıntıları, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kısa Sözleri, En Güzel Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sözleri, Kısa Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sözleri, Yakup Kadri Karaosmanoğlu En Güzel Sözleri


Güzel sözler sitemizde Yakup Kadri Karaosmanoğlu Sözleri bir araya getirilmiştir. Sayfamızda yer alan sözleri sosyal medya hesaplarınızda yayımlayabilirsiniz.


YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU SÖZLERİ

Merhaba, merhametten gelir.

Yalnızlık dinmeyen bir sızıdır.

Her şeyden evvel kendini tanı!

Gönül dediğin Allah’ın evidir.




İnsanlar, hayvanların en iğrenç olanıdır.

Ölüm, belki cismani nazların en büyüğüdür.

Aşk her şeyden evvel hissi bir alışkanlıktır.

Acaba ruhunuz da yüzünüz gibi değişti mi?

Çünkü, Ankara bir son değil,bir başlangıçtır.

Dünyada eş yüzler olduğu gibi, eş ruhlar da vardır.

Bütün söyleyeceklerim ya bir his, ya bir hayal eseri.

Zavallı insanlar, kendi kendilerini nasıl da aldatıyorlar.

İçimden “Mutlaka bir gün bunlara alışmalıyım” diyorum.

Kaldı ki susmak bile, gözler konuşuyorsa bir anlam taşır.

Çoğumuzun kalbindeki bereler o çağla açılmış yaraların izidir.

Artık bu hayat şartları içinde gönül meselelerine yer mi kalır?

Bir defa affeden aşık artık durmadan affetmeye mahkumdur.

Zira sevildiğini hisseden kadın kadar çekilmez bir şey yoktur.

Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa bir anlam taşır.




Ve çevre değiştirmedikçe insanın değişmesine imkan yoktur.

Kalbindeki sevginin hâlâ nasıl ve neden devam ettiğine şaşıyordu.

Ben, şu anda, iki ayrı insanım. Biri her şeye ağlıyor; öbürü her şeye gülüyor.

Hiçbir kadın yoktur ki seni seviyorum sözü önünde hissiz ve lakayt kalabilsin.

Türkiye’nin karanlık semasında Mustafa Kemal adı bir şafak yıldızı gibi parlıyor.

Sanki, vatan yalnız İstanbul’dan ibaretmiş; sanki, biz burada gurbette imişiz gibi.

Sanki kinle kararmış sevdanın ateşi, ruhunun bütün tatlı usarelerini kurutmuştu.

Aşk vardır ki esirini şuursuzluğun ve hayvanlığın son basamaklarına kadar indirir.

Adam sen de; hayat dediğimiz şey bu sizin oynadığınız sahneden çok daha geniştir.

Zira, hayat ne tamamiyle güzel, ne büsbütün çirkindir.Hem acıklı hem gülünç tarafları vardır.

Ben, bu hayvanları çok severim. Bu çirkin,galiz tabiat ortasında tatlı ve cana yakın yalnız onlardır.

Beni her şey yoruyor. En ufak bir sesten rahatsız oluyorum. Günün aydınlığı
fazla geliyor.

Hiç şüphesiz arkamızda bıraktığımız mazinin son feryadı, önümüzde hissettiğimiz uçurumun ürpertisidir.




Utanç ise, kıskançlık ve haset gibi unutulmaz, silinmez bir duygudur; geçtiği yerde ateşten izler bırakır.

Felaket bile bizi birleştiremedi. Aramızdaki, benimle onlar arasındaki uçurumu belki, hala ziyade derinleştirdi…

Sonradan öğreniyor insan hepimiz küçük çocuklarız gerçekte, yaşlı kimseler yok yalnızca daha yaşlı acılar var.

Biliyordum ki insan, hayvanların en kötüsü, en bayağısı ve an az sevimli olanıdır. Evet, bilhassa en az sevimli olanı.

Ah, yaşamak ne tatlı!Her şeye rağmen her ihtimale her şüpheye hatta her tecrübeye her kanaate rağmen yaşamak.

Ağlamak, ağlamak bu tatlı bir şey… Bu, yağmurun bir yaz günü kuru ve kızgın toprak üzerine yağışı gibi bir şey…

Fakat ben çok düşündüm, çok hissettim. O kadar ki, bütün fikirler, bütün hisler bana şimdi yavan geliyor.

Talim terbiye iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir. Ve çevre değiştirmedikçe, insan yetişmesine imkan yoktur.

Kalbimiz ne kadar beklenmeyen şeylerle doludur; kendi heyecanlarımız önünde ekseriya kendimiz hayrete düşeriz.

Ve arkamda hiçbir kimse bırakmayacağım. Ne bir dost , ne bir sevgili… Hiçbir izim de kalmayacak, hatta mezarım bile.

Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yarar ve lazım olduğunu hissetmek.. İşte, yaşamanın yegâne manası…

Türkiye denince yaralı bir avın üstüne üşüşen köpekler gibi havlıyorlar. Fakat biz teslim olmayacağız. Hepsini kovalayacağız.

Ne acayip âlem! Burada, herkes kendini eğleniyor zannediyor; fakat, hepsi de can sıkıntısından ne yapacağını şaşırmış.

Kah zihnimi büyük ve önemli şeylerle işgal ederek, acımı unutmaya çalışıyorum. Kah okuyorum, okuyorum, okuyorum.

Gönül kırmaktan daima ödüm kopmuştur. Çünkü, elimden böyle bir kaza çıktığı vakit asıl kırılıp dökülen benim gönlüm olmuştur.

Ben burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır.

Üzerinde yaşadığım bu toprak, ya içindeki gizli dert ile şişip çatlayacak ya da dehşetli gürültü ile yerin dibine doğru çöküp gidecektir.

Yavaş yavaş kanlarımızı şarap diye içmeye ve ve gözyaşlarımızın tuzundan yapılmış yemekleri lezzetle yemeye alıştık.

Ben burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır.

Sonuna kadar, her şeye rağmen, ezalar, cezalar, hummalar ve gözyaşları içinde ve hastalıklar ve ölümler önünde daima sevmek.

Aşk vardır ki tutkununu insan üstülüğüne kadar yükseltir! Aşk vardır ki esirini şuursuzluğun ve hayvanlığın son basamaklarına kadar indirir.

Askerlik çok tuhaf şeydir. İnsanın bütün hususiyetleri orduda belli olur. Hani, içki mehenk taşıdır derler. Bence mihenk taşı harp meydanıdır.

Gücenme amma, bu nesil, sizin nesliniz doğrusu her şey gibi muhabbetten de bihaber…Onu da beceremiyor, ağzına yüzüne bulaştırıyor.

Erkekler ne tuhaftır! Kaç yaşında olsalar, nice tecrübelerden geçmiş bulunsalar kadın ve gönül işlerinde daima çocuk kalırlar.

Onların sözleri, bana büsbütün başka bir dünyanın, başka cinsten birtakım yaratıkların mırıltıları gibi geliyor. Bazen ne dediklerini anlayamıyorum.

Her akşamüstü sanıyorum ki, artık dünyanın sonu gelmiştir. Üzerinde yaşadığım bu toprak, ya içindeki gizli dert ile şişip çatlayacak ya da bir dehşetli gürültü ile yerin dibine doğru çöküp gidecektir.

Her devrin kendine mahsus ölçüleri vardır. Bir savaş zamanında barışta olduğu gibi yaşamak, bir inkılâp devrinde statik devirlerin kalıpları içinde sıkışıp kalmak bir gaflet, bir avarelik, bir sapıklık değil de nedir?

Tatlı bir dilin çalamayacağı kalp yoktur. Bir erkek seni seviyorum kelimesini çok nadir kullanır ama kadınlar ise seni seviyorum kelimesi karşısında hissiz kalamazlar. Kalpten gelen bir seni seviyorum kelimesinin açamayacağı kapı yoktur.

Mütareke ilk günlerinde, bana bir tanıdık diyordu ki: Ne bu zırhlılardan, ne bu ordudan, ne sokak başlarındaki bu makineli tüfeklerden korkuyorum. Beni korkutan şey, kendi aramızdaki anlaşmazlıklar, kendi aramızdaki nifak. Bizi asıl bu mahvedecek.

Yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere; ey gamlı ülke! Seni sevip, senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten korku çekenlere! Taşın, toprağın ne bitmez bir sabır ve mukavemet hazinesidir! İnsan senin göğsünde ya destani bir kahramanlığa erer ya da en ilahi mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.

Eğer kendi emeklerimize, kendi ideallerimize göre yaşamak imkânı bulamadıksa bari kendi ölümümüzle ölelim. Ne doğduğumuz yeri, ne yüzümüzü, ne kalbimizi kendimiz seçebildik. Fakat ölümün her türlüsünü seçmek bizim elimizdedir.
Ben, işte gider ayak bu gücümü, bu tek gücümü kullanacağım. Ölümlerin bence en asili, en değerlisi, en tatlısıyla öleceğim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.