Yılmaz Odabaşı Sözleri

0
2300
Yılmaz Odabaşı Sözleri

SAYFA İÇERİĞİ: Yılmaz Odabaşı Sözleri, Yılmaz Odabaşı Alıntıları, En Güzel Yılmaz Odabaşı Sözleri, Yılmaz Odabaşı Sözleri ve Alıntıları, Yılmaz Odabaşı Kısa Sözleri, Şair Sözleri, Şair Sözleri ve Alıntıları, 


Sayfamızda şair kategorimizde Yılmaz Odabaşı’ na yer vermekteyiz. En güzel Yılmaz Odabaşı sözleri ve alıntılarına yer verdiğimiz sayfamızdan sosyal medya aracılığıyla paylaşımda bulunabilir mesaj yoluyla sevdiklerinize iletide bulunabilirsiniz. Sıra sizde beğendiğiniz Yılmaz Odabaşı sözlerini yorum bölümünden bize ulaştırarak yayımlanmasını sağlayabilirsiniz.


YILMAZ ODABAŞI SÖZLERİ ve ALINTILARI

Her ömür kendi gençliğinden vurulur.

Ses hoyrat sevinç yılgın şakaklarım sonbahar.

Biz şimdi ölsek; en fazla kahvede çaylar soğur.




Boşuna çırpınma gökyüzü: yurdum kadar ağlayamazsın.

Her sonbahar, dökülen biraz da ömrümüzün yapraklarıdır.

Bir mezar kaz üşüyen yalnızlığa, bir mezar, eskimiş ayrılığa.

İstediğin kadar uzağa git! Hep aynı gökyüzünü paylaşacağız.

Gözümü bağlıyorlar; korkma sevgilim! gözümü, gönlümü değil.

Her insanda birden doğan, ama can çekişip ölemeyen yalnızlık.

Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim bir de kimsesizliği.

Yurdum, biraz da Nazım Hikmet’tir. Yani tepeden tırnağa hasrettir.

Seni bana uzak kılan bu ıssız ve derin uçurumlar. Uçurumlar utansın!

Herkes bilir gitmesini. Bir zaman öğrenirsin gideni sırtından öpmesini.




Böyle geçip giderken uzun zamanlar, kimleri unuttuk kimler kalanlar?

Bazen anılara en çok yakışan elbise, birkaç damla gözyaşıdır, unutma.

O dağlar uçurum oluyorlar; ölüyor ölüyorum da bu yaşamak bitmiyor.

Siz orada kalabalık ve kabarık kalın, sağ olun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi.

Sevemez herkes. Bir orman olmak gerekir sevmek için: Bak ki dünya çöllerin.

Deli sormuş deliye, aşk nedir diye? Deli gülmüş deliye, ben niye delirdim diye.

Ve ben gittim yüreğimde kan gülleri, siz de o aşkın teninde dinamit sayın beni!

Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın, gittiğin yer bir uçurum kadar uzak.

Kanmadım aynalara sana kandığım kadar, içimde bir boşluk sana yandığım kadar.

Herkes kırılamaz, ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için, ama dünya kütüklerin.




Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım; sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın.

Herkes arar pembesini. Oysa kendinden ötesi yoktur; kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini.

Hayat hattında acemi tayfalardık. Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle; aşktan ikmale kaldık.

Yalnızlığımda seni büyüttükçe kalabalıklaşacağım; sen kendi kalabalığında hep yalnız olacaksın.

Ben seni hep ayrılıkla anmışım titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını. Hep adını yazmışım.

Ya kederiydik kendimizin, ya bir halkın kaderi; ya şakağı ya şafağı bir halkın namlular çarmıhında!

Yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar.

Yılmaz Odabaşı SözleriGitti.. Kanatları yüreğimdeydi kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi yitirdim o aşkın kimliğini hükümsüzdür.

Bir insana; ”ya benimle olur musun?” denir, ”ya da benimle ölür müsün?” İşte iki noktacık değiştirir anlamı.

Bir insana; ya benimle olur musun? Denir, ya da benimle ölür müsün? İşte iki noktacık değiştirir anlamı.

Artık kim, sana nasıl ulaşır? Öyle bir serüven ki hayat karanlıkta Polyanna’ lar, ışıklarda palyaçolar dolaşır.

Sen bir şeyler bilsen bildiğinden ben çıkarım, çocukluğuma dokunsan öksüz çıkarım, halkımı tanısan yurtsuz çıkarım.

Yıllar geçer, İdris’lerin kalplerindeki çocuklar daha ölüdür; düşleri hâlâ terasta, İdris’ ler ise zemin katta kiracı oturur.

Kısa bir öyküdür hayat, uğruna upuzun acılar çektiğimiz. Kısa bir türküdür, bir kez daha söylemek için delirdiğimiz.

İyi ki bu düştesin, her sabah ışıyan güneştesin, iyi ki yoksuluz bulutlar gibi, soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi.

Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt; o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın.

Sokakların gün batınca neden boşaldığını ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum. Konuşsam sessizlik gitsem ayrılık.

Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?

Bu yüzden uğruna çok öldüğüm sabahlar, yaralıdır. Gençliğim darmadağın bir ilkyaz tufanıdır. Bu sevdayı kurda kuşa yedirtmem!

Eski bir aşk, yeni bir ayrılıktır her zaman. Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır; kimse bilmez be canım bir yara bir ömrü nasıl kanatır.

Demiştim, gidip geniş bir bulut alalım. Çünkü yarın, gökyüzü üzerimde hep dikdörtgen kalacak. Yarın kalbimin ormanına küller yağacak.

Artık bu ayrılıklardan kalbim usandı bir gökyüzü, bir duvar, bir resmin kaldı oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı bıraksalar martılarla randevum vardı.

Aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler! Aşkın özgürlüğünü yaşayan ve yaşatmayanlar ise, hiçbir özgürlüğü hak edemezler!

Gözlerini sil ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime yok, gitme! Gitme, sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor özlemeyi yutkunuyorum.

Önce sesini, sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında. Kal orda!artık hiçbir şeyden kurtulamazsın.ıslanmışsın bir kere oğlum, yaş gününde kuruyamazsın.

Keşke yalnızlığım kadar yanımda olsaydın keşke yalnızlığımla paylaştığımı seninle paylaşsaydım keşke senin adın yalnızlık olsaydı ve ben hep yalnız kalsaydım.

Ben iki şeyin apansız geldiğine inanırım: aşk ve ölüm… İkisi de geldiğinde git diyemezsiniz. İkisinin de önemi ve büyüklüğü, belki de geldiklerinde git diyemediğimiz içindir.

Eskiyim, yorgunum sevgilim; eskimiş, aşınmış kalbim. Gül biraz gül ve beni akla! Yoksa nasıl çıkarım bu şarkılara, bu kitaplara; yoksa nasıl yoksa ışıklı, rüzgarlı kapılara?

Yıllar geçince daha iyi anladım ki, aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler; aşkın özgürlüğünü yaşamayan ve yaşatmayanlar ise hiçbir özgürlüğü hak edemezler.

Evlerin çatıları, kapıları ve perdeleri, sevinçleri, coşkuları olduğu kadar acıları ve yoksullukları da örtüyor. O örtülü kapıların, perdelerin ardında herkes kendi cennetini ya da kıyametini yaşıyor.

Yitirdiğin her şeyde, kazandığın birşey vardır, kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın, vazgeçme ve unutma: senin hayallerin olmazsa, başka birinin hayali olamazsın asla.

Düşlerimi, coşkularımı iğdiş etmeye çalışmamı, yani bir bayrak direği gibi çakıldığım yerde öylece kalmamı “istikrar” olarak tanımlıyorlardı. Belki onlar, hep aşılmaz sandıkları duvarların önünde yaşamaya inanıyorlardı.

Ve eski gülü sula, kanı yıka, toprağı öp, yolu geç; ağıdı, ölümü geç suları, şarapları, saltanatları… Vardığın yerlerde yine cüzzamlı bir çağ göreceksin! Zemherilerde öğüttükçe şarkılarını, kendini yeniden, yeniden keşfedeceksin!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.